Eylül 13, 2020

Hıdır Murat Doğan: “Aslında hepimizin barışa ihtiyacı var”

Hıdır Murat Doğan/Biraz Ormanda Saklanacağım

Hıdır Murat Doğan/Biraz Ormanda Saklanacağım

Röportaj: Elif Soykan

HIDIR MURAT DOĞAN: “ASLINDA HEPİMİZİN BARIŞA İHTİYACI VAR”

“Kütürt” ve “Soğuk Masal” adlı iki kitabının ardından bu yıl “Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri”nin öykü dalında “Biraz Ormanda Saklanacağım” isimli dosyasıyla birincilik ödülünün sahibi olan Yazar Hıdır Murat Doğan ile ödülünü, son kitabını, çok yönlü üretimlerini ve Türk öykücülüğünü konuştuk.

Sanatın farklı alanlarında sürekli üretim halinde olan ve ‘üretmeden geçen zaman ölümcüldür’diyen Hıdır Murat Doğan’ı bir de kendi ağzından dinleyelim. Kimdir, neler yapar?

Aslında elbette mucizevi bir hayat yaşamıyorum. Çocukluk ve ilk gençliğim bir pilot olma hayaliyle geçti. Özgeçmişimin üzerinden kısaca geçersek; 1985 yılında doğdum, Kocaeli Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği bölümünü bitirdim, Özel Eğitim Uzmanlığı eğitimleri aldım, yüksek lisansımı Çağ Üniversitesi’nde tamamladım, doktorama Bahçeşehir Üniversitesi’nde devam edeceğim. Yaklaşık 12 yıldır çeşitli okullarda özel eğitim ve ilkokul sınıf öğretmenliği yapmaktayım.

Tamamen çocukluk zamanlarımdan kalma bir şeyler tasarlama merakımla yöneldiğim illüstratörlük de uğraşılarımdan biri. Üniversite eğitimimin ilk yıllarında başladığım tasarımcılık çalışmalarımın Norveç’te ve ABD’de en iyi konsept çalışma olarak kabul gördüğü de oldu, Türkiye’de “İlham Verenler” ismiyle adlandırılan ve grafik sanatçılarının yer aldığı özel albümde ismim ve çalışmalarımla yer aldığım da. Bu bağlamda nitelikli çalışmalar yapmaya önem vererek, Türkiye’de ve dünyada yüzlerce kişi ve kuruluş için tasarım çalışmaları yaptım.

Biraz Ormanda Saklanacağım

Kısa film yönetmenliği, fotoğrafçılık ve amatör müzik ile de ilgileniyorum ancak üretkenlik noktasında en çok önemsediğim alanlardan biri edebiyat benim için. Bunca şeyle uğraşmaya çalışıp her şeyi kusursuz yaptığımı söyleyemem elbette ancak öğrencilerime, yani çocuklarıma ancak kendim de üretken bir insan olarak güzel bir
geleceği anlatabilirim diye düşünüyorum. Bu doğrultuda yaklaşık on beş yıldır çeşitli yayın organlarında yazıp çiziyorum. “Kütürt” ve “Soğuk Masal” adlı iki kitabımın ardından bu yıl “Sennur Sezer Emek-Direniş Şiir ve Öykü Ödülleri”nin öykü dalında “Biraz ormanda saklanacağım” isimli dosyamla birincilik ödülünü kazandım. Dosya Manos Kitap tarafından kitaplaştırıldı.

Tasarım, edebiyat, müzik ve birçok farklı alanda üretim halinde olan birisinin günlük rutinini merak ettim doğrusu. Çalışmalarınıza başlamadan önce nasıl bir rutininiz var. Mesela yazmaya başlamadan önce özel bir ritüeliniz var mı?

Aslında evet. Her biri için ayrı bir ritüelim var. Sanırım bir kahve bağımlısıyım mesela. Tüm çalışmalarım için öncelikle bir fincan kahve içmek gibi bir alışkanlığım var. Bunun yanında örneğin bir şeyler yazacaksam (kendim Türk Halk Müziği ile uğraşan biri olarak) belki de başka bir karaktere bürünüp Olafur Arnalds, Dustin O’Halloran, Max Richter, Hildur Guðnadóttir, Dirk Maasen, Rökkuró, Bonobo, Those Who Ride with Giants gibi modern klasik çalışmalar yapan müzisyenlerden sevdiğim birkaçını açarak, o anki duygu durumuma veya yansıtmayı düşündüğüm hisse göre tekrar tekrar dinlediğim oluyor.

Son öykü kitabınız Biraz Ormanda Saklanacağım’ın tanıtım bülteninde ,’Hıdır Murat Doğan kalbimizin ekranına bakarak yaşadıklarımızı izlememiz ve yüzleşmemiz için yazıyor öykülerini sanki’ifadesi yer alıyor. Buradan yola çıkarak siz kitabınızı nasıl anlatırsınız? Okuyucusuna neler vaat ediyor?

Elbette “her şeyi ben bilirim” gibi bir hadsizlik yapmayacağım ama sanırım yaşama dair gözlemim biraz kuvvetli. Latince bir özdeyiş şöyle diyor: “Sabret, bu acılar bir gün işine yarayacak.” Sanırım içinden geçtiğim yaşamsal öğreti bana bunları yazdırdı. Biraz Ormanda Saklanacağım, kötülüğün normalleştiği ve insan yanımızın tükendiği
dünyaya dair yılgınlığı, birbirine değen ve iç içe geçen hikâyelerle anlatmaya çalışıyor. Hatta bu anlatı uzun ve sonu belirsiz bir yolculuğa çıkarıyor okuyucuyu. İster istemez okuyucunun da kendinden bir şey bulabileceğini ve o yolculukta kitabın anlatıcısına eşlik edeceğini düşünüyorum. Biraz Ormanda Saklanacağım, anlatıcının hikâyesindeki tüm kaygıları sunmaya çalışıyor bize. Trajikomik diye niteleyebileceğimiz öykülerin içinde aşk da var,
toplumsal kaygılarımız da. Zaten yazdıklarımın kendince bir meselesi olması gerektiğini düşünürüm hep. Biraz Ormanda Saklanacağım, vicdan, vefa, emek, sevgi gibi kavramların tamamını sorguluyor.

Biraz Ormanda Saklanacağım ile Sennur Sezer Emek-Direniş Öykü ve Şiir Ödülleri’nde öykü dalında birincilik ödülünün sahibi oldunuz. Nasıl bir süreçti, neler hissettiniz? Ödül töreni 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde gerçekleştirildi. Bu konuyla ilgili hislerinizi paylaşır mısınız?

Doğrusu ulusal basında haberler duyulmadan önce seçici kurul tarafından arandım.Bir duygu yoğunluğu yaşadığımı hatırlıyorum. Sevinç ve şaşkınlık bir aradaydı benim için. Aslında çok girişken bir insan değilim. Yazınsal sürecim de birkaç arkadaşımın ön ayak olmasıyla başlamıştı. Nedense yarışma şartnamesine tamamen tesadüf eseri rastladığımda, hayatımda ilk kez yazdıklarımı bir yarışmaya göndermek istedim. Sennur Sezer çok sevdiğim bir kalemdi. Sadece edebi manada değil toplumsal anlamda da insanların zihnine yön veren önemli bir insandı. Burada bulunmak istedim ancak bu kadarını ben de beklemiyordum. Aslında ödül töreni her yıl Sennur Sezer’in doğum günü olan 12 Haziran’da yapılıyor. Ancak bu yıl pandemi nedeniyle ertelenen törenin 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde
düzenlenmesi de oldukça anlamlıydı. Aslında hepimizin barışa ihtiyacı var. Hem kendimizle hem de toplumsal barışa…

Bu ödülü Sennur Sezer’in değerli eşi, Türkiye Gazeteciler Sendikası genel başkanıve geçtiğimiz yıl TÜYAP İstanbul Kitap Fuarı’nın onur konuğu olarak kabul gören, kendisi de bir öykücü olan ve yarışma jürisinde bulunan Adnan Özyalçıner gibi önemli bir ustamın elinden almak hem heyecan hem de onur vericiydi.

Biraz farklı bir alanda parantez açacağım. Öykü ve öykücülüğe tekrar döneceğiz ama Bibliyomag projeniz var bir de. Açıkçası beni çok heyecanlandırdı. ‘Popülizmden uzak özgür içerikler üretmeyi amaç edinen’bir platform olacağından bahsetmişsiniz. Nasıl bir proje biraz da sizden dinleyelim.

Uzun yıllardır birlikte popülizmden uzak kalma şiarıyla bir yerlerde yazıp çizdiğimiz birkaç arkadaşımla yeni bir oluşum kurmaya karar verdik. İçinden geçtiğimiz süreçte her şey dijitalleşiyor. Bu durumdan edebiyat ile sanat da nasibini alıyor ve ne yazık ki daha fazlasını alacak. Benim daha önce genel yayın yönetmenliğini yaptığım kaybolandefterler.com isimli bir edebiyat-kültür-sanat mecrasında edindiğimiz dijital dergi ve içerik organı tecrübemizle yeni bir çalışma yapabileceğimizi düşündük. Birbirini taklit eden, popülist kaygılar taşıyan hatta sadece ikinci sınıf cümlelere övgüler dizen bir genel anlayışın aksine Bibliyomag’de, ilk kez orada görebileceğiniz
nitelikli öyküler ve şiirlerden tutun da sinema incelemeleri, müzik araştırmalarına kadar birçok ayrıntının yer almasını istiyoruz. İçerik arşivimizde psikoloji, hatta çocuk edebiyatının da yer almasını umuyoruz.

Kapanışı yine öykücülükle yapmak istiyorum. Türk öykücülüğünün içinde bulunduğu durumu nasıl görüyorsunuz?

Doğrusunu söylemek gerekirse günümüz öykücülüğü bir tarafta ticari kaygılar ve popülizm diğer yanda ise nitelikli işler yapmayı amaçlayan ancak sesini tam anlamıyla duyuramadığını düşündüğüm taraflardan biri olma kavramları arasında preslenmiş durumda. Ne yazık ki bu bağlamda tam anlamıyla kendi adıma çıkışı göremiyorum.

Öykü yazarak varolmak isteyen ancak sektörde bu alanda varlığını sürdüremeyeceği endişesi yaşayan öykü türüne gönül vermiş yazar adaylarına tavsiyeleriniz var mı?

Elbette var. Şunu unutmamamız gerekiyor. Önce kendimiz için yazmamız gerekiyor sanırım. Belki sadece on kişi ürettiklerimizi görecek ama görecek. Durup beklemektense bunun savaşını vermek çok daha iyidir.

Ajanda İstanbul/2020

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir