Kulüp: Geçmişin acı dolu izlerinden kaçmak kolay değildir her zaman

Kulüp

Kulüp

Yayımladığı dizi ve filmlerle birçok farklı kültürü kıyısından köşesinden de olsa tanımamızı sağlayan Netflix, Kulüp dizisiyle yaşadığımız toplumun içinde bulunan farklı bir kültürü de görünür kıldı. Yüz yıllar önce Türkiye’ye göç eden Yahudi azınlığın hikayesinin anlatıldığı Kulüp dizisi Netflix platformunda yayımlanan 6’ncı Türkiye yapımı. 

Hem eleştirmenlerden hem de izleyicilerden geçer not alan dizinin başrollerinde Gökçe Bahadır, Barış Arduç, Fırat Tanış, Asude Kalebek, Suzan Kardeş, Metin Akdülger, Salih Bademci, İştar Gökseven gibi başarılı oyuncular yer alıyor. 

1950’lerin Türkiye’sinde geçen dizide; yüz yıllar önce İspanya’dan Türkiye’ye göç eden Sefarad Yahudiler başta olmak üzere genel olarak gayrimüslim azınlıkların yaşam koşulları ve devlet eliyle onlara yapılan çeşitli zorbalıklar konu ediniliyor. 

Türkiye’de her geçen gün hızına hız katan dini ve kültürel yozlaşmaya rağmen ortaya konulan bu iş, hem cesur hem de bir ilk örnek olması bakımından Türkiye sineması için büyük önem taşıyor. Daha öncesinde hemen hemen tüm Türkiye menşeli dizi ve filmlerde azınlıklara dair romantize edilen her şeyi tek kalemde alt üst ediyor. Rumların, Yahudilerin, Ermenilerin, Müslümanların el ele kol kola olduğu eski zaman güzellemeleri her ne kadar günümüzde daha çok tercih edilse de Kulüp dizisinde tam tersi bir tablo çiziliyor. Varlık Vergisi, Aşkale sürgünleri gibi ülkemizdeki gayrimüslimlerin yaşadığı çeşitli acıları gözler önüne seren dizide ayrıca zamanın Türkiye’sinde gayrimüslim kadınların sırf Müslüman olmadıkları için maruz kaldıkları içler acısı muamele de gözler önüne seriliyor. 

6-7 Eylül olayları, varlık vergisi, Rumlar ve Yahudiler

“Zamanı yaşamayan birinin oturduğu yerden atıp tutması kolay tabii” dediğinizi duyar gibiyim. Ancak bir toplumun kendi geçmişindeki hataları tanıması ve onlarla yüzleşmesi de çok zor. Avrupa’ya ve Hollywood sinemasına baktığımız zaman kendini öven, geçmişi manipüle eden yapımlar ortaya konulduğu kadar kendini eleştiren, hataları görünür kılan yapımlar da ortaya konuluyor. Almanlar Hitler’in eziyetlerini anlatmaktan çekinmezler mesela… Ancak iş Türkiye’ye ve Müslümanlara gelince durum biraz farklılaşıyor. Kendi hatalarımızı göz ardı ediyor ve saklamaya çalışıyoruz. Ancak bu ülkede yaşayan herkes kolaylıkla öğrenebilir ki Türkiye’de Rum azınlıkların evleri 6-7 Eylül olaylarında yağmalandı. İnsanlar vatanlarından koparıldılar, kovuldular. Yahudilerden varlık vergisi adı altında devlet eliyle harç alınmak istendi. Ödenmediği zaman da Aşkale’ye sürgüne gönderilip kötü şartlarda çalışmak zorunda kaldılar. 

Hiçbir ülkenin geçmişi tamamen iyiliklerle ya da kötülüklerle doludur diyemeyiz. Bu gerçeği yadsımaktan vazgeçtiğimiz zaman toplum olarak iyileşmemiz mümkün olacaktır. İyisiyle kötüsüyle kendini kabul edebilen; birleştirici, ayrıştırmayan bir toplum inşa edebilmek geçmişten ders almaktan geçiyor biraz da… 

Gayrimüslim azınlıklar ilk defa bu kadar gerçek ve detaylı

Kulüp dizisinde de bu hatalar yeniden su yüzüne çıkarılıyor herkes tarafından görünür olması sağlanıyor. Bu sebeple özellikle de günümüzün siyasal yapısına baktığımızda bu işin her bakımdan cesur bir iş olduğunu kabul etmek gerekiyor. Hala daha Türkiye’de yaşamaya devam eden Yahudi azınlıklarla dizi hakkında yapılan ufak söyleşiler de aslında bunu net bir şekilde ortaya çıkarıyor. Türkiyeli Yahudiler, Kulüp dizisinin öncesinde karikatürize edildiklerini ve gerçek kimliklerinin özenli bir şekilde yansıtılmaya çalışılmadığını söylüyor. İlk defa bu kadar ilk defa bu kadar gerçek ve ilk defa detaylar üzerinde bu kadar ince çalışılmış bir işle karşılaştıklarını söylüyor. 

Sadece anlattıkları, düşündükleri, söyledikleri ve cesareti ile iyi bir iş değil tabii ki. Kurgusu, diyalogları, oyunculukları da yerli yerinde bir iş. Sinematografik açıdan da geçer not almayı başardı işin ehli eleştirmenlerden. Ana hikayenin bazı yerlerde gizem verilmek adına uzatılması ve ilk sezon sonunda haddinden fazla çözülmemiş konu bırakılması, bazı karakterlerin birlikteliğinin kopuk işlenmesi dışında neredeyse gözle görülür bir sorunu yok. Oyunculuk bakımından da Kulüp’ün patronu Orhan’ı canlandıran Metin Akdülger yerine belki biraz daha yaşını almış bir oyuncu tercih edilebilirdi. 

İkinci kısım da işler değişebilir

Kulüp dizisinde etiyle kemiğiyle gerçek ve en canlı haliyle 1950’lerin Türkiye’sinde yaşayan gayrimüslim azınlıkların hikayesi anlatılıyor. Mathilda Aseo isminde  Sefarad Yahudi bir kadının bir Müslümanı öldürmesinin ardından müebbet hapis cezası alması ve ardından afla dışarı çıkıp 17 yıldır görmediği kızıyla yakınlık kurma hikayesi anlatılıyor. Tüm kaybedenlerin, kültürlerin ve yalnızların buluşma noktası İstanbul Kulüp’te geçiyor olaylar genel olarak. Bu arada henüz dizide iyi bir Müslüman Türk ile karşılaşmadık diyebiliriz. Bu da bir eleştiri konusu. Ancak ikinci sezon da işler değişebilir. İkinci sezonun da ya da ikinci kısım da diyebiliriz bir 6 bölüm daha bekliyor bizi. Kısa sürede çok sevilen bu ve büyük yankı uyandıran Kulüp dizisinin ikinci kısmını izlemek için sabırsızım. 

Elif Soykan/Ajanda İstanbul

Please follow and like us:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error

Ajanda İstanbul'u sosyal medyada da takip edin!